Dolu Dolu Chicago

Chicago 11 senelik Accenture’lu için doğal olarak eğitim şehridir. NY kadar heyecan vermez. Chicago pek çok açıdan Amerika’nın en güzel şehirlerinden birisi olsa da turistik bölge olarak US dışından pek görülmez. Boston sonrası Berna’ ları görebilmek için buluşma noktası onlara da yakınlığı açısından ‘Chicago’ seçmiştik. Burcu da geziye son dakika katılınca #bernaandburcubirthdayweek temalı bir haftasonu planlanmış oldu.

Cuma günü sabahtan 9 uçağı ile biz Burcu ile şehre vardık. Otele yerleşip hafifledikten sonra kendimizi CheeseCake Factory’ ye atarak tipik Amerikan lezzetleri moduna girdik. Burcu ile ‘little little in the middle’ farklı şeyler tatmaya çalışıp, ‘red velvet cheesecake’ ile ikinci doğumgünü pastasını üfleyip turist modumuza alışveriş ile devam ettik.   cadillac chicago2

Michigan Avenue tipik bir alışveriş cenneti olunca mağazaların altını üstüne getirmek kolay oldu tüm öğleden sonra. 4 senelik hazır giyimci modunda alışveriş asistanı formatına dönüşüverdim kardeşim için . Alışveriş dönüşü uzun zamandır aklımda olan bir müzikal deneyimi hayalimi otelin hemen yanında bir bilet ofisi bulunca gerçekleştirmiş oldum. Poşetler otele atıp sonrasında tiyatronun yolunu tuttuk.

TSOM_140x230Müzikal seçimi kolay oldu. Havalanından beri tüm aldığım Chicago Guide kitapçıklarında aynı müzikalin ilanı vardı. Bende karşıma bir Broadway bilet gişesi çıkınca ‘The Sound of Music‘ için en iyi müsait olan biletleri kaptım Burcu ‘ ya doğum günü hediyesi olarak. Müzikalin Amerika’ya gelirken uçakta izlediğim filmin hikayesi ile aynı olması güzel bir süpriz oldu. Uçaktaki müzikalin orijinali olan filmin Türkçe uygulaması olan ‘Sen bir Meleksin‘ di. Filmin şarkı sözlerini mırıldana mırıldana suratımda aptal bir gülümsemeyle izlemiştim :

sen bir meleksinseni tanrıdan bekledim
sevgilim sen bir meleksin
yağmur gibi saçlarınla
gökyüzünden bana geldin
dünya bir aşk cennetiydi
sende bana bir melektin
kim derdiki hayatımdan
rüzgar gibi geçecektin
bir günahın yoktu senin
çünkü sevgilim bir meleksin

Bir ‘Ediz Hun ve Hülya  Koçyiğit ‘ hayranı yeşilçam filmleri ile büyüyen bir jenerasyon olunca her uzun mesafe uçağa arada bir o filmlerden sıkıştırdığımdan aynı nostaljik hikayeyi bir hafta içinde iki ayrı kültür uygulaması ile izlemek çok güzel bir deneyim oldu. Zorluklar karşısında yılmayan kadın hikayesinin o yılların Türkiyesine adaptasyonundaki Hülya Koçyiğit Amerikan versiyonundakine göre daha kırılgan ve narin. Aşk hikayesinin doğallığı da Amerikan versiyonunda daha inandırıcı ama bizim jenerasyona çocukluğumuzun güzelliğini hatırlatan o tadı hiç bir şeye değişmem.

Cuma gecesi Berna&Emre ve onların küçük yakışıklıları Sap&Uzay da bize katıldı. Cumartesi sabahı göl kıyısı ile bu sefer daha kalabalık turist grubuna dönüştük. Grant Park civarında ve çevresinde takılırken hasret giderip bol bol sohbet ettik. IMG_7253Yemek için tercihimiz yine CheeseCake Factory oldu bu sefer Berna için. Güzel yemeklerin üstüne pastalarımızı da üfleyip doğumgünü moduna devam ettik. Akşam için nehir turuna motive lunca Burcu ile onlardan ayrılıp önce parktaki Blues Festival sonrasında şehir içi ve gölü kapsayan tekne ile muhteşem bir Chicago deneyimi ile cumartesi gecesini kapattık.

Pazar sabah kahvaltısı için tipik Amerikan tadı takıntısı ile araştırma yapınca ekibi ‘Original Pancake House’ a ikna ettim. İçimizden geldiği gibi bol bol sohbet ve lezzet dolu hikayemiz Berna’lar arabayla Cincinati ‘ye biz de havalanına İstanbul için hareket edince sona erdi. Bazen nefes almak için doğru insanlarla bir kaç gün yeter dedirten bir seyahat oldu başından sonuna benim için.

 

Cannot get other user media. API shut down by Instagram. Sorry. Display only your media.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *